4 Şubat 2016 Perşembe

Avrupa'daki Müslüman Göç Sorunları -1

0 yorum
      BM verileri, hali hazırda dünya çapında 59 milyon insanın, savaş, iklim değişikliği, kuraklık, yoksulluk ve işsizlik ya da siyasi baskı yüzünden ya kaçmakta ya da göç etmekte olduğunu gösteriyor. Tabi ki göçün kökleri sadece yoksulluk, kuraklık veya siyasi baskılar değil, zira küreselleşme, son on yıllarda uluslararası ekonomi siyasetleri, iletişim araçlarına daha kolay ulaşabilme, ve de büyük güçlerin askeri ile güvenlik siyasetleri gibi konular, bu olayda etkilidir. Günümüzde Avrupa kıtası dünyada en büyük ve eşsiz bir göç dalgası ile karşı karşıya. Arnavutluk, Kosova, Makedonya ve Yunanistan gibi ülke vatandaşları zayıf ekonomi ve mali krizden acı çekerken, dünya ekonomik krizinden çok daha zararlı çıktılar bu yüzden Almanya, Fransa ve İngilizlere gibi Avrupa’nın zengin ülkelerine göç etmeyi, rahat bir yaşama ulaşma olarak görüyorlar. 

    Schengen anlaşması bu yolda Avrupalı göçmenlerin yolunu açmıştır, bu yüzden aralarında bayan Marin Lopen’in başkanlığında olan Ulusal Cephe partisinin de bulunduğu Fransa’nın sağ grupları, AB’nin zayıf ülkelerinden diğer ülkelere göçün kontrol edilmesi için sürekli schengen anlaşmasının lağvedilmesini istiyorlar. Fakat günümüzde Avrupa iki büyük göçmen akımı ile karşı karşıya, biri Afrika’dan ve Libya üzerinden, diğeri ise Asya ve Türkiye üzerinden. Son verilere göre 2015 yılında en az bir milyon sığınmacı, Avrupa'ya girmiştir ki bu sayı 2014 yılına göre 4 kat artmıştır. Bu arada yaklaşık 3 bin 700 sığınmacı da Avrupa yolculuğu sırasında Akdeniz'de hayatını kaybetmiştir. Avrupa'ya ulaşmak isteyen savaş mağdurlarının çilesi ve sığınmacıların zorlukları, bir çoğunun Akdeniz'de boğularak can vermesi, Avrupalı hükümetlerin sığınmacılar ve göçmenlere karşı davranışlarında yaşanan sayısız insan hakları ihlalleri bir yandan ve IŞİD gibi faşist teröristlerin bazı Avrupalı ülkelere saldırıları ve ardından Müslümanlara karşı artan şiddet olayları, Avrupa'ya göç  konusunun bir kez daha dünyanın ilgi odağına yerleşmesine sebep oldu.

    Almanya, İngiltere, ve Hollanda gibi birçok Avrupa ülkesinde Müslüman nüfusunun artışından duyulan endişe, göçmenlere kısıtlamaların uygulanmasına dair kararların alınmasına yönelik isteklerin artmasına sebep oldu. Avrupalı ülkeler, göçmenlerin artan dalgası karşısında bir çok sorunla karşı karşıya iken, Avrupa'da göçmenlere karşı etkili bir siyasetin olmaması ise sorunları daha da arttırıyor. Suriye, Afganistan, Libya ve Irak'ta yaşanan kriz, Avrupa'nın "II Dünya Savaşı" ardından eşsiz olan bir göç dalgası ile karşı karşıya getirmiştir. Bazı göçmenler yolculuk sırasında hayatını kaybederken, diğer bazıları da çok uygunsuz bir yaşamı, tecrübe ediyorlar.
Avrupa'ya göçün en önem sebeplerinden biri, Ortadoğu ve Afrika'da yaşanan siyasi ve ekonomik değişikliklerdir. Başka bir ibaretle Afrika ve Asya'da yaşanan kötü siyasi, ekonomik ve güvenlik şartları, Avrupa'ya göç dalgasının yoğunlaşmasında etkilidir. Bu konu, Avrupa ve göçmenler için iki taraflı bir soruna dönüşmüştür. Avrupa ülkeleri bu olaya karşı hala ortak bir karar varamadılar. Göç olayı bir yandan Avrupa'yı diğer yandan da göçmenler ve sığınmacıları bir çok sorun ve zorluklar yaşamaya mecbur bırakmıştır.

    Bu bağlamda bazı araştırmacılar günümüzde AB'de göçmenlik, sosyal gelişmeler yatağında bir güvenlik meselesine dönüştüğü kanaatindeler. Görünüşe göre hem gerçek yaşam davranışlarında ve hem akademik araştırmalarda göçmenlik ve sosyal güvenliği arasında her gün artan bir bağ vardır. Bu yüzden Kopenhag okulu teorik çerçevesine binaen, AB'de göçmenlik ve sonuçları incelenecek. Kopenhag okulunda güvenlik, algı veya söylem bakımından sosyal, kültürel veya siyasi bir konu, güvenlik meselesine dönüşmekte. Güvenlikleşme, aslıdan sosyal teamüller sürecinde normal ve sıradan alandan güvenlik alanına giren bir konudur. Bu yüzden konu ile ilgili etki ve tepkiler de güvenlik yönelişler çerçevesinde gerçekleşir. Bu çerçevede güvenlik konuları önceden belirlenen konular değildir, sosyal teamüllerin çeşidi, güvenlik konularını belirler. Başka bir ifade ile güvenlik konuları, sosyal teamüllerin ürünüdür ve muhatabın kabul ettiği zaman, bir güvenlik meselesine dönüşür.

      Göçmenliğe olan bakış açısı 1980'li yılların ortalarından değişti. Göçmenlik her geçen gün, Avrupa'daki ikinci nesil göçmen nüfusunun artması bir yandan, göçmenlik ile sığınma talebi arasındaki bağ ile sığınma talebi diğer yandan, arttı. Bu bağlamda yasadışı göçmenlik ve sığınma talebi arasında direkt bir orantı var. Buna göre yasa dışı göçlerin artması ile Avrupa'da ortak yasalara ve Avrupa göç politikası bütünlüğüne daha fazla ihtiyaç duyuldu.
Ardından 7 Şubat 1992'de imzalanan ve Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun AB olması yolundaki son adım olan ekonomik ve parasal birliği de gerçekleştirme yoluna girdiği Maastricht Antlaşması göçmenliği AB'de hükümetler arası yasa konusu olarak tanıttı. Bu dönemde Avrupa devletleri, göçmenliğin bir milletin kültür yelpazesi ve hükümetin refahı için bir sorun olarak tanıttı. 90'lıyıllaraın sonları ve özellikle de 11 eylül 2001 olayları ardından göç konusu giderek güvenlik alana girdi.

      Avrupalı hükümetler açısından göçmenlik ve sığınmacılık, uluslararası şiddet, aşırıcılık ve terörizm ile bağdaşan güvenlik konusudur, zira 3.nesil göçmen Müslümanlar, hüviyet bakımından Avrupa hüviyeti ile uyum sağlayamadı. Aslında Avrupalı ev sahibi ülkeler, göçmen Müslümanlarla yapıcı bir ilişki kurmakta yetersiz kaldı ve hatta bazıları, Müslümanların kültürel değerlerini örseleyerek, onları Avrupa’nın değerleri ile bağdaştırmaya çalışarak, Müslümanları Avrupalılaştırmaya çalıştı. 3.kuşak Müslüman gençlerin ev sahibi toplumlarla karışmaması, bir yandan onların ev sahibi toplumlarla arasındaki mesafe ve uçurumu daha da derinleştirirken, Müslümanları hem dinleri nedeni ve hem sosyal ayrılıkçıları genişletti, diğer yandan da ev sahibi toplumlar arasında islamofobi ve yabancı düşmanlığı duygularının artmasına sebep oldu.

     İsviçre, Hollanda ve Danimarka gibi bazı Avrupa ülkelerinde göçmenlere karşı sağcı partiler gücünün artmasına sebep olurken, Almanya’da PEGİDA gibi göçmen karşıtı ve İslam düşmanı grupların şekillenmesine yol açtı, bunlar ise batıda İslam ve Müslüman düşmanlığının artmasının bariz göstergesidir.
Bu süreç bir yandan gençlerin radikal gruplara yönelmesi ve kurallara karşı aşırı davranışlarda bulunmasına sebep olurken, diğer yandan da göçmenliğin güvenlik bir meseleye sebep oldu. bu süreç göçmenliği mahiyetinin, sosyal bir konudan siyasi güvenlik bir meseleye dönüşmesine sebep oldu. Bu süreç son yıllarda ev sahibi ülkelerin göçmenlere karşı davranışlarını değiştirdi ve başta sağcı partiler olmak üzere göçmenlik karşıtı akımların güçlenmesine, sosyal huzursuzlukların yaşanması için ortam oluşturdu. Günümüzde göçmenlik konusuna, Avrupalı ülkelerin ulusal hüviyetinin değişmesi olarak yaklaşılıyor; batı uygarlığını zayıflatacak temel faktörlerden biri olarak tanıtılıyor. Bu bağlamda göçmenlik alanında güvenlik konusu, genelde sosyal düzende yaşanan sorunlara bir yanıt olarak kullanılıyor.


2 Şubat 2016 Salı

Orta Asya ve Kafkasya Gelişmeleri

0 yorum
Geçen hafta Tacikistan'da Cumhurbaşkanlık aday olma yaşı 35'ten 30'a düşürüldü. Karar Tacikistan yasama meclisinde onaylandı. Yapılan yeni değişikliğe göre Tacikistan'da cumhurbaşkanlığı koltuğu için aday olacakların yaşı 35'ten 30'a indirildi.
Tacikistan'da cumhurbaşkanlığı adayları için alınan bu karar Tacikistan meclisinde onaylanmasına rağmen yürürlüğe girmek için Tacikistan anayasanın kararına da ihtiyaç duyuyor.
Tacikistan'da alınan bu kararın şimdiki Cumhurbaşkanı İmamali Rahman'ın oğlu Rüstem İmamali'nin 2020 yılında düzenlenecek Tacikistan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olabilmesi için olduğu belirtiliyor. 2020 yılında 30 yaşına gelen Rüstem İmamali bundan önce Tacikistan cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olamıyordu. Üstelik Tacikistan anayasasına göre her vatandaş sadece iki dönem aday olabilirken, yapılan yeni değişiklikte şimdiki cumhurbaşkanı İmamali Rahman milletin önderi lakabından yararlanarak yeniden aday olabiliyor.
İmamali Rahman ancak yasalarda yapılacak değişiklikle 2020 seçimlerine katılabilecekti. Şimdi ise görünen o ki alınan yeni kararla Rahman için, şimdi bu rekabetlere katılma yolu açıldığı gibi, iktidarın başına yeniden geçme yolu da açılmış bulunuyor.

Geçen hafta ayrıca Tacikistan cumhurbaşkanının muhaliflerinden Zeyd Saidov'un geçici olarak gözaltına alındığı karakoldan hapishaneye intikal ettirilmesi, Tacikistan'da büyük yankı uyandırdı.
Saidov'un karakoldan zindana intikali iki ayın ardından ve Tacikistan mahkemesinin hakkındaki kararda hiç bir değişiklik olmazken gerçekleşti. Tacikistan yüksek mahkemesi geçen 20 Kasım tarihinde muhalif politikacı Saidov için 29 yıl hapis cezası kesmişti. Bundan önce de 26 yıl hapis cezasına çarptırılan Saidov iktisadi fesatla da suçlanınca, cezasına 3 yıl daha eklendi. Saidov son duruşmasında ise kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti ve dosyasına eklenen iktisadi suçların siyasi temelli olduğunu belirtti.

Tacik muhalif politikacı Zeyd Saidov 6 Nisan 2013 tarihinde Yeni Tacikistan partisini kurma kararını aldıktan sonra gözaltına alındı. 55 yaşındaki Zeyd Saidov Mayıs 2013 tarihinde yeni Tacikistan partisini kurduğunu açıkladıktan sonra güvenlik güçleri tarafından takibe alındı ve sonunda tutuklandı. Saidov aynı yılın Aralık ayında rüşvet, mali yolsuzluk ve cinsel tecavüzde bulunma suçlarından 26 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Saidov ve avukatları kendisine yöneltilen suçların uydurma olduğunu ve mahkemenin kararını da önceden alınan siyasi karar olduğunu ve Duşanba yönetiminin yeni partinin kurulmasına yönelik intikamı sayıldığını belirtti.
Gözlemciler, belki de Tacikistan yargı sisteminin bu tür davranışlarından ötürü uluslararası insan hakları gözetleme örgütü 2015 yılında Tacikistan'da insan hakları durumu ile ilgili raporda bu ülkede insan hakları vahemetinden kaygı duyduğunu açıkladı.

Geçen hafta Türkmenistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Vefa Hacıyev'in Katar ziyareti ve bu ülkenin yetkilileri ile müzakereleri sırasında iki taraf arasında bir kaç işbirliği diplomatik belge imzalandı.
Türkmenistan Dışişleri Bakanı yardımcısı Hacıyev ve beraberindeki heyet Katar Dışişleri Bakanı Halid bin Muhammed Atiye ve Dışişleri Bakanı Yardımcısı Muhammed Abdullah Ramihi ile görüştü. Türkmen diplomatın Katar ziyaretinin sonunda ise Türkmenistan Dışişleri Bakanlığı ile Katar devleti arasında 2016 ila 2017 yılları arasında ortak eylem planı belgesi imzalandı. Bu ziyaret ,Türkmenistan liderinin son 1989 yılında katar'ın başkenti Doha'ya bir ziyaret gerçekleştirmiş ve Katarlı yetkililerle iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine vurgu yapmasının ardından gerçekleşti.

Uzmanlar ise Katar ve Arabistan gibi ülkelerin orta Asya gibi uzak bölgelerde yatırım yapmanın iktisadi açıdan karlı olmadığı halde gerçekleştiğini belirtiyor. Gerçekte Katar'ın Tacikistan ve Özbekistan gibi dini mazisi bulunan orta Asya ülkelerinde faaliyetleri sadece iktisadi faaliyetlerle sınırlı kalmıyor. Katar sahip olduğu servet sayesinde başka ülkelerin temel erkanlarına sızıyor ve bu ülkelerde gizli hedeflerini güdüyor. Dini ve güvenlik meseleleri ile ilgilenen uzmanlara göre bundan bir kaç yıl içinde Amerika ve Arabistan'ın onayı üzerine orta Asya cumhuriyetlerinde Selefiliği yaygınlaştırma görevini Katar devletine devretmiş bulunuyor. Gerçi selefi unsurlar tüm bölge ülkelerinde faaliyetlerini gizlice yürütüyorlar, fakat Katar yönetiminin orta Asya cumhuriyetlerinde ve özellikle Tacikistan, Kırgızistan ve bir ölçüde Kazakistan cumhuriyetinde yatırım projeleri selefilerin daha rahat hareket etmesine zemin hazırladığı anlaşılıyor.

Geçen hafta 43. Hazar denizi hukuki statüsü konvansiyonu özel çalışma grubu, denize kıyısı bulunan 5 ülkenin Dışişleri Bakanı Yardımcılarının katılımı ile çalışmalarına başladı. İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve İran'ın Hazar denizi meseleleri özel temsilcisi İbrahim Rahimpur siyasi bir heyet başkanlığında bu zirveye katıldı.
43. Hazar denizi hukuki statüsü konvansiyonu özel çalışma grubu, denize kıyısı bulunan ülkelerin Dışişleri Bakanı Yardımcılarının katılımı ile Aşkabat'ta ve kapalı kapılar ardında ve gazetecilerin alınmadığı salonda gerçekleşti. Zirvede Hazar denizi hukuki statüsü konvansiyonu taslağının maddeleri tartışıldı.
Hazar denizi hukuki statüsü konvansiyonu kıyı ülkelerin arasında deniz üzerindeki çizgileri, denizcilik rejimi ve bilimsel araştırmaları düzenliyor. Bundan önce Moskova zirvesinde Hazar denizi hukuki rejimi konvansiyonunun hazırlanmasında bazı ilerlemeler kaydedildi ve konvansiyon taslağında yerini aldı.

Birinci Hazar denizi kıyı ülkeleri liderler zirvesi 2001 yılında Aşkabat'ta, ikinci zirve ise ekim 2007'de Tahran'da ve üçüncü zirve de 2010'da Azerbaycan cumhuriyetinin başkenti Bakü'de ve dördüncü zirve de 2014 tarihinde Rusya'nın Astarahan liman kentinde düzenlendi. Yeni zirvenin bu yıl Kazakistan'ın Astana kentinde düzenleniyor.
Kıyı ülkelerin üzerinde mutabakata vardıkları önemli konulardan biri de kıyısı bulunmayan ülkelerin Hazar denizinde askeri güç bulundurma yasağıdır. Eski sovyetler birliği 1991 yılında çöktüğü günden beri Hazar denizi sahip olduğu petrol ve doğalgaz kaynakları yüzünden özel stratejik önem arz etmeye başladı.
Hazar denizi hukuki rejimi konvansiyonu ise kıyı ülkelerin denize karşı genel durumunu ve hukukunu ve yükümlülüklerini belirliyor. Hazar denizi hukuki rejimi yaklaşık 23 yıldır beş kıyı ülkesi arasında inceleniyor, fakat aralarındaki sorunların bir türlü çözümlenmediği gözleniyor.

Geçen hafta Kazakistan ve Ürdün savunma bakanları askeri işbirliği anlaşması imzaladı. Geçen hafta Kazakistan savunma Bakanı imankulu Tasmagbetov Ürdün'ü ziyaret etti ve bu ülkenin savunma Bakanı ile ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası meseleleri görüştükten sonra askeri işbirliği anlaşması imzaladı.
Kazakistan ve Ürdün arasında imzalanan söz konusu askeri anlaşmanın iki ülkenin silahlı kuvvetleri ve askeri sanayileri arasında işbirliğini geliştirmeye katkı sağlayacağı belirtiliyor. Anlaşmaya göre Kazakistan yakın gelecekte kendi imalatı olan zırhlı araçları Ürdünlü tarafa teslim etmesi bekleniyor.
İki ülke savunma bakanları ayrıca savunma sanayiye Kazakistan'ın ürettiği gece dürbünü hakkında da görüşmelerin gerçekleştiği belirtildi.

Geçen hafta orta Asya medyası Kazakistan'ın milli para birimi tengenin ocak ayında en istikrarsız para olduğunu yazdı. Bölge medyası orta Asya ülkeleri arasında Kazakistan'ın milli para birimi Ocak ayında en istikrarsız döviz olduğunu belirtti.
Yine orta Asya ülkelerinin milli para birimleri arasında Kazakistan'ın tengesi ve Özbekistan'ın somu %50, Rusya'nın rublesi %39, Tacikistan'ın samanisi %38, Türkmenistan'ın manatı %47 ve Kırgızistan'ın somu %32 2015 yılına oranla değer kaybetti.
Uzmanlar Rusya'ya dayatılan yaptırımlar ve ayrıca petrol fiyatlarının düşmesi, ekonomileri Rusya ekonomisine bağlı olan orta Asya cumhuriyetlerinin ekonomilerini ciddi sıkıntıya soktuğunu belirtiyor.

Avrupa konseyi parlamenter asamblesi geçen hafta Ermeni karşıtı iki kararnameden birini onayladı. Avrupa konseyi parlamenter asamblesi kışlık oturumunda Boşnak parlamenter Milistsa Markoviç'in Karabağ'da Sersengi barajı hakkında Azerbaycan sınır bölgesinde yaşayan halkı kasıtlı olarak mahrum bırakılmasını içeren kararname taslağını oy çoğunluğu ile onayladı. Oturumda ayrıca İngiliz parlamenter Robert Walter'in dağlık Karabağ ve Azerbaycan cumhuriyetinin işgal altındaki diğer bölgelerinde şiddetin ağırlaştırılması ile ilgili kararname taslağı onaylanmadı.
Avrupa konseyi parlamenter esemblesinin onayladığı kararnamenin Ermeni tarafın davranışlarını etkileyemeyeceği ve ek fazla önemsenmeyeceği belirtiliyor. Özellikle bundan önce AGİT'e bağlı Minsk grubu eş başkanları da ortak bir bildiri yayınlayarak, Avrupa konseyi parlamenter asamblesinden mevcut durumu daha da karmaşık hale getirecek girişimlerden kaçınılmasını istedi.

Minsk grubu bildirisinde ayrıca Avrupa kurumlarını da dağlık Karabağ meselelerine karışmaktan sakındırdı ve bu münakaşanın çözümünü Minsk grubuna bırakmasını istedi.
Bölge meseleleri uzmanları ise Avrupa konseyi parlamenter asamblesinin içra güvencesi bulunmadığı için her türlü itibar ve yasal geçerlilikten de yoksun olduğunu belirtiyor. Ancak buna karşın Avrupa parlamentosu Ermeni karşıtı kararnameyi onayladıktan sonra Ermenistan savunma Bakanı Siran Ohanian kararnameyi itiraz etti.
 
© 2013 Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler | Designed by Making Different | Provided by All Tech Buzz | Powered by Blogger